Paris
Ley hatlarının bilinçli şehir planlamasıyla kesiştiği nadir merkezlerden biri” ifadesi Paris için mecaz değil, neredeyse bir tasarım manifestosu gibidir. Paris, ley hatlarının doğada kendiliğinden belirdiği kadim merkezlerden farklı olarak, bu hatların insan aklı, iktidar iradesi ve estetik disiplinle yeniden hizalandığı bir şehir olarak öne çıkar; burada enerji, taşın altından sezgisel biçimde yükselmez, aksine bakış çizgileri, perspektifler ve uzun akslar aracılığıyla bilinç düzeyinde yönlendirilir. Bu yönüyle Paris, ley hatlarını “keşfeden” değil, onları yeniden yazan şehirlerden biridir. Özellikle Orta Çağ’dan sonra Paris’te yapılan büyük ölçekli planlama hamleleri, tesadüfi kent büyümesi değil, gözle, zihinle ve güçle kurulan bir geometri anlayışının ürünüdür; Notre-Dame’ın konumu, Seine’in iki yakası arasındaki sembolik denge, Louvre’un yalnızca bir saray değil, bir merkez noktası olarak seçilmesi ve buradan batıya doğru açılan uzun perspektif, şehrin enerjisinin dairesel değil, ...