Callanish; Ley Hatlarının Kuzey Düğümü
Callanish Stones, Lewis Adası’nın rüzgarla yoğrulmuş topraklarında, insanın değil yerin karar verdiği bir noktada yükselir; burası, Stonehenge gibi “inşa edilmiş” bir kutsallıktan ziyade, sanki toprağın kendi içinden taşları yukarı iterek konuşmaya başladığı bir alan gibidir ve bu yüzden Callanish, Britanya ley hatlarının kuzeydeki en ham, en filtrelenmemiş düğümlerinden biri olarak okunur. Stonehenge ölçer, Callanish hisseder; Stonehenge gökyüzüne bakar, Callanish toprağın altını dinler. Bu taşlar bir çemberden çok, açılmış bir beden gibidir; merkezden çıkan kollar, belirli bir simetriye bağlı kalmak yerine, arazinin doğal eğimine, rüzgarın yönüne ve ufkun kırılma noktalarına göre uzanır ve bu düzensizlik, insan eliyle kurulmuş bir düzenin değil, doğal enerji akışına uyum sağlamış bir yerleşimin işaretidir. Callanish’te taşlar dizilmez, konumlanır; her biri, bulunduğu noktada bir şey yakalar, tutar ya da yönlendirir.
Callanish Stones’un bulunduğu Lewis Adası, Britanya ana karasından kopukluğu nedeniyle yalnızca coğrafi olarak değil, zihinsel olarak da izole bir alan oluşturur; bu izolasyon, adayı yüzyıllar boyunca hem istilalerden hem de inanç dönüşümlerinden kısmen korumuş, böylece taşların etrafındaki kadim anlam katmanları tamamen silinmeden bugüne ulaşabilmiştir. Hristiyanlık bu topraklara geldiğinde, Callanish yıkılmamış, ama sessizleştirilmiştir; bu da taşların hala ayakta olmasının, fakat hikayelerinin fısıltıya dönüşmesinin nedenidir. Astronomik açıdan bakıldığında Callanish, özellikle ay döngüleriyle kurduğu ilişkiyle dikkat çeker; burada güneş değil, ay izlenir, çünkü kuzeyde zaman daha yavaş, döngüler daha uzun ve karanlık daha baskındır. Ayın belirli dönemlerde ufka değdiği anlarda, taşların oluşturduğu çizgiler gökyüzüyle hizalanır ve bu hizalanma, Callanish’i yalnızca bir ritüel alanı değil, zamanın karanlık yüzünü okuyan bir merkez haline getirir. Stonehenge gündüzün bilgisini taşırken, Callanish gecenin hafızasını tutar.
Ley hatları açısından Callanish, bir geçiş noktası değil, bir sabitleyici gibi çalışır; güneyden gelen hatlar burada yavaşlar, genişler ve dağılır. Bu yüzden Callanish’te enerji patlamaz, aksine çöker, yerleşir ve ağırlaşır. Burada hissedilen şey bir yükselme değil, derine çekilme duygusudur; insanın yukarı bakmak yerine içine dönmesini sağlayan bir ağırlık. Bu da Callanish’i İskoçya’nın “hafıza kuyusu” haline getirir.
Gölge Şehirler anlatısında Callanish Stones, İngiltere’de başlayan çizginin kuzeyde medeniyetten arındığı ilk eşiktir; buradan sonra şehirler geri çekilir, taşlar öne çıkar, ölçü yerini sezgiye bırakır. Eğer Stonehenge bir başlangıçsa, Callanish bir hatırlayıştır; çünkü bazı bilgiler ilerlemek için değil, unutmamak için tutulur.
kaynak: National Museums Scotland

Yorumlar
Yorum Gönder