Kadim Düğüm: Stonehenge

Şimdi Stonehenge’i tek başına bir anıt gibi değil, Britanya’nın tamamına yayılmış ley ağının ilk düğmesi gibi okuyalım  çünkü Stonehenge ley hattı, taşların kendi ağırlığından değil, üzerine bindirilen yön, zaman ve niyet bilgisinden güç alır.  Stonehenge’in bulunduğu Salisbury Ovası, jeolojik olarak sıradan bir alan değildir; yeraltındaki doğal fay çizgileri, manyetik yoğunluklar ve eski nehir yataklarının oluşturduğu doğal enerji akışı, bu bölgeyi binlerce yıl önce bile sezgisel olarak “fark edilir” kılmıştır ve bu fark ediş, taşların rastgele değil, belirli hizalar ve açılarla yerleştirilmesine yol açmıştır. Stonehenge’in asıl işlevi, çoğu zaman anlatıldığı gibi sadece bir takvim ya da astronomik gözlem alanı olmaktan öte, enerjinin yönlendirildiği ve sabitlendiği bir merkez noktası olarak çalışmasıdır.

Stonehenge ley hattı, tek bir çizgi halinde ilerlemez; buradan çıkan hatlar, Britanya adasının farklı bölgelerine doğru damar gibi ayrılır, bazıları doğal yükseltileri, bazıları kutsal kabul edilmiş su kaynaklarını, bazıları ise daha sonra kilise, manastır ya da kraliyet yapıları haline gelmiş noktaları birbirine bağlar. Bu durum, Stonehenge’in yalnızca kendi döneminde değil, ondan sonra gelen kültürler tarafından da sessizce referans alınmış bir merkez olduğunu gösterir; isimler değişmiş, ritüeller dönüşmüş ama mekanın önemi korunmuştur. Bu hatlardan biri, yüzyıllar boyunca kuzeydoğu yönünde ilerleyerek Londra havzasına ulaşır ve burada, Thames Nehri’nin kıvrımlarıyla yumuşatılarak şehrin içine dağıtılır; Londra’nın belirli merkezlerinde aynı alanlara tekrar tekrar yapı inşa edilmesi, Stonehenge’ten gelen bu hattın şehir ölçeğinde yeniden düğümlendiğini düşündürür. Özellikle St. Paul’s Cathedral, Westminster hattı ve Greenwich ekseni, Stonehenge ley hattının modern şehir dokusu içinde yeniden kodlandığı noktalar olarak okunabilir.

Stonehenge ile Greenwich arasındaki ilişki, bu hattın en çarpıcı boyutlarından biridir; biri taş ve ritüel üzerinden çalışan ilkel bir merkezken, diğeri ölçü, zaman ve matematik üzerinden işleyen modern bir eksen gibi görünür, ancak her ikisi de temelde yön tayin eden yapılardır. Stonehenge gökyüzünü okuyarak zamanı hisseder, Greenwich zamanı ölçerek dünyayı hizalar; biri sezgisel, diğeri rasyonel olsa da, ikisi de aynı ley ağının farklı bilinç seviyelerindeki yansımaları gibidir. Bu yüzden Stonehenge ley hattı, sadece geçmişe ait bir kalıntı olarak değil, bugünün şehir planlamasına kadar uzanan sessiz bir omurga olarak düşünülmelidir; taşlar artık konuşmaz, ama onların belirlediği yönler hala kullanılmaktadır. Modern yolların, demiryollarının ve hatta bazı idari sınırların bile bu eski hizalara yakın seyretmesi, bilinçli bir taklitten çok, yerin hafızasına uyma zorunluluğunun sonucudur.

Gölge Şehir perspektifinden bakıldığında Stonehenge, Londra’yı besleyen ilk kalp atımı gibidir; taşlar yerinde durur, ama etki yayılmaya devam eder. Ley hattı burada başlar, ama burada bitmez; aksine, taşın sabrı ile şehrin hırsı bu hat üzerinde yüzyıllardır karşı karşıya gelmektedir.

kaynak:British Museum – Stonehenge ve Neolitik Britanya koleksiyonları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Eksenine Kurulan Şehir; Londra’nın Ley Hatları

İskoçya’nın İç Ley Hattı

Iona Adası