Prag Transilvanya Korkunun Coğrafyaya Dönüştüğü Hat

Prag’dan çıkan ley hatları, zihni yoran ve zamanı tartan düğümlerden kurtulup doğuya doğru ilerlerken, Krakow’da hafızayı taşa mühürledikten sonra Transilvanya’ya ulaştığında artık düşünce ya da hatıra üretmez; burada enerji, hayatta kalma refleksine, içgüdüye ve bastırılmış korkuların saf haline dönüşür, çünkü Transilvanya bir şehirler toplamı değil, bir eşik bölgedir. Bu topraklarda dağlar yalnızca yükselti değildir; Karpatlar, ley hatlarını kesen, büken ve yönünü bozan doğal bir bariyer gibi davranır ve bu nedenle Transilvanya’da enerji düz ilerlemez, parçalanır, kırılır ve yankı yapar; bu yankı, insan zihninde sebep aramayan bir huzursuzluk olarak hissedilir, çünkü burada korku bir olaydan değil, ortamdan doğar.

Prag’da kuleler göğe bakar, Krakow’da taşlar yere gömülür; Transilvanya’da ise yapılar çevreyi izler, çünkü bu coğrafyada mimari savunma için değil, gözlem için vardır ve kaleler tepelerde değil, geçitlere hakim noktalarda yükselir, zira amaç göğe yaklaşmak değil, geleni önceden hissetmektir. Bran Kalesi gibi yapılar, efsanelerle özdeşleştirilmiş olsa da esas işlevleri korku yaratmak değil, korkuyu yönetmektir; kalın duvarlar, dar geçitler, keskin dönüşler ve karanlık iç mekanlar, ley hatlarının yarattığı düzensiz enerjiyi mimariyle bastırma çabasıdır, çünkü Transilvanya’da korku kontrol edilmezse yayılır, şekil değiştirir ve efsaneye dönüşür.

Bu bölgede gece, gündüzün karşıtı değildir; gece burada enerjinin serbest kaldığı zamandır, çünkü güneş ışığı Transilvanya’da bastırıcıdır, ay ışığı ise uyandırıcı, bu yüzden halk anlatıları gündüz değil, gece doğar, hikayeler gece fısıldanır ve korku karanlıkta değil, sessizlikte büyür. Ley hatları Transilvanya’da yüzeye çıkar ama düzenli akmaz; bataklıklar, orman içleri, sisli vadiler ve dağ geçitleri, enerjinin düzensizce yükseldiği noktalardır ve bu düzensizlik, insan zihninde mantık aramayan imgeler üretir; vampir, kurt adam, gölge varlık gibi figürler bu nedenle ortaya çıkmıştır, çünkü bilinç burada açıklama üretmek yerine şekil üretir.

Prag insanı düşünmeye zorlar, Krakow hatırlamaya; Transilvanya ise insanı uyanık kalmaya iter, çünkü bu coğrafyada bilinç gevşediği anda korku boşluğu doldurur ve bu yüzden Transilvanya’dan geçen herkes, farkında olmadan daha dikkatli yürür, daha az güvenir, daha çok dinler.

Gölge Şehirler serisinde Transilvanya, kötülüğün ya da karanlığın merkezi değildir; burası, insanlığın bastırdığı korkuların ley hatları boyunca birikip coğrafyaya sızdığı bir bölgedir ve bu yüzden buradan çıkan hikayeler masal gibi anlatılır ama masal gibi unutulmaz. Prag’da zaman seni tartmıştı. Krakow’da zaman seni kayda almıştı. Transilvanya’da ise zaman seni sınar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Eksenine Kurulan Şehir; Londra’nın Ley Hatları

İskoçya’nın İç Ley Hattı

Iona Adası