Krakow Hafızanın Taşta Tutulduğu Şehir
Krakow, geçmişin geride bırakıldığı değil, bilinçli olarak taşın içine gömüldüğü nadir şehirlerden biridir; burada zaman ilerlemez, katmanlanır, çünkü bu şehir yıkıp yeniden kurarak değil, hatırlayıp susarak ayakta kalmayı seçmiş bir belleğin mimarisidir ve bu nedenle Krakow’da sokaklar bir yere çıkmaz, bir şeye götürür. Prag’daki ley hatları zihni sıkıştırıp zamanı bükerek insanı düşünmeye zorladıktan sonra, aynı hatlar Krakow’a ulaştığında hızını kaybeder, ağırlaşır ve toprağa çöker; bu çöküş, şehrin mimarisinde hissedilir, çünkü Krakow’da yapılar yükselmek için değil, saklamak için inşa edilmiştir ve bu saklama eylemi yalnızca eşyayı ya da tarihi değil, yaşanmışlıkların ağırlığını da kapsar.
Wawel Tepesi, Krakow’un yalnızca politik ya da kraliyet merkezi değildir; burası, Orta Avrupa ley hatlarının yatay akıştan dikey hafızaya dönüştüğü bir noktadır ve bu nedenle tepe, enerjiyi yukarıya fırlatmaz, aşağıya çeker, toprağa sabitler; Krakow Kalesi’nin ağır ve kalın duvarları, savunmadan çok unutmayı engelleme işlevi görür, çünkü burada duvarlar düşmanı değil, zamanı dışarıda tutar. Şehrin merkezinde yer alan Rynek Głowny Meydanı, Avrupa’nın en büyük ortaçağ meydanlarından biri olmasına rağmen genişlik hissi vermez; aksine insanı küçülten, sessizleştiren bir ağırlık taşır, çünkü bu meydan bir toplanma alanı değil, yüzyıllar boyunca biriken kararların, vedaların, korkuların ve direnişlerin üst üste bastığı bir hafıza plakasıdır ve bu plakanın üzerinde yürürken insan adımlarını bilinçsizce yavaşlatır.
Krakow’un taşları, Prag’daki gibi konuşmaz, fısıldamaz ya da izleyip tartmaz; burada taş susar ama unutmadan susar, çünkü bu şehirde yaşananlar anlatılarak değil, bastırılarak taşınmıştır ve bastırılan her şey gibi hafıza da burada sertleşmiş, yoğunlaşmış ve kalıcı hâle gelmiştir. Ley hatları Krakow’da özellikle yer altına çekilir; bu yüzden şehirde bodrumlar, mahzenler, yer altı geçitleri ve saklı alanlar yalnızca mimari detay değil, bilinçaltının fiziksel karşılığı gibidir ve Krakow’un altı, üstünden daha doludur, çünkü bu şehir yaşadıklarını göğe değil, toprağa emanet etmiştir.
Prag insanı düşündürür, Krakow ise düşündüğünü taşır; bu yüzden burada insanlar daha az konuşur, daha az abartır ama daha uzun süre hatırlar, çünkü şehir onlara unutmayı öğretmez, unutmanın mümkün olmadığını öğretir ve bu öğretinin bedeli ağır bir sessizliktir. Gölge Şehirler serisinde Krakow, korkunun ya da gizemin merkezi değildir; burası, insanlığın bazı anları geride bırakmaya cesaret edemediği için taşın omuzlarına yüklediği bir duraktır ve bu yüzden Krakow’dan ayrılan biri kendini rahatlamış hissetmez, sadece daha ağır ama daha gerçek hisseder. Prag’da zaman seni tartmıştı; Krakow’da ise zaman seni kayda alır.

Yorumlar
Yorum Gönder