Roma: Merkezin İcadı

Roma, kadim dünyada merkezin doğal olarak oluştuğu bir yer değildir; aksine, merkez olmanın ne demek olduğunu icat etmiş ilk büyük şehirlerden biridir. Stonehenge sezgiydi, İskoçya hafızaydı, Paris bilinçti; Roma ise bunların hepsini alıp yönetilebilir bir sistem haline getirdi. Bu yüzden Roma’da ley hatları toprağın altından değil, hukuktan, mühendislikten ve ritüelden geçer. Roma’nın en büyük farkı şudur: Burada merkez, kutsal olduğu için seçilmez; merkez seçildiği için kutsallaştırılır. Forum Romanum bu icadın ilk sahnesidir. Burası bir tapınak alanı olarak değil, karar alma ve görünürlük alanı olarak şekillenir. Tapınaklar, bazilikalar ve konuşma kürsüleri aynı mekanda buluşur; çünkü Roma için güç, ayrı ayrı kutsallıklar değil, tek bir merkezden yayılan düzen demektir. Forum, ley hattının yatay çalıştığı yerdir: göğe değil, şehre yayılır.

Pantheon bu sistemin kozmik mühür noktasıdır. Kubbesiyle göğü temsil eder ama tek bir Tanrı’ya ait değildir; içeri giren herkes aynı merkezde durur, aynı boşluğa bakar. Oculus’tan giren ışık bir vahiy değil, kontrollü bir zaman göstergesidir. Roma, gökyüzünü dinlemez; onu takvim haline getirir. Ley hattı burada sezgi olmaktan çıkar, ölçüye dönüşür. Bu ölçü fikri, Roma yollarında kristalleşir. Tüm yollar Roma’ya çıkar sözü bir metafor değil, bilinçli bir ley ağıdır. Via Appia gibi ana yollar yalnızca ticaret ve ordu için değil, merkezin sürekli hatırlanması için tasarlanır. İnsan nereye giderse gitsin, yön duygusu Roma’ya göre şekillenir. Merkez sabittir, dünya hareket eder. Vatikan’ın daha sonra bu merkezin içine yerleşmesi tesadüf değildir. Hristiyanlık, Roma’yı yıkmak yerine onun merkez icadını devralır. Aziz Petrus’un mezarının tam da bu noktaya yerleştirilmesi, ley hattının kesilmediğini, yalnızca dil değiştirdiğini gösterir. Pagan merkez, Hristiyan merkez olur; ama merkez olma fikri aynen korunur. Roma’nın en tehlikeli gücü burada yatar: Merkezi kutsallaştırmaz, kutsalı merkeze bağlar. Bu yüzden Roma, ley hatlarının en az “mistik”, en fazla işlevsel olduğu şehirdir. Enerji hissedilmez, ama sonuçları görülür. İnsan burada ürpermez; itaat eder. Şehir kimseyi büyülemez, fakat herkesi içine alır. Roma’da bilinç, bireysel sezgiden değil, kolektif alışkanlıktan beslenir.

Gölge Şehirler anlatısında Roma, bir zirve değil, bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu şehirle birlikte insanlık şunu öğrenir: Merkez doğada bulunmak zorunda değildir. Merkez inşa edilebilir. Ve bir kez inşa edildi mi, binlerce yıl ayakta kalır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Eksenine Kurulan Şehir; Londra’nın Ley Hatları

İskoçya’nın İç Ley Hattı

Iona Adası