Floransa
Duomo’dan çıkan ilk bilinç hattı Giotto’nun Çan Kulesi ile kurulur. Bu yapı, kutsal bir çağrıdan çok bir ölçek referansıdır. İnsan burada göğe bakar ama ezilmez; kule yükselir, fakat insanı küçültmez. Floransa’nın en önemli farkı budur: yapı, insanı bastırmaz, kendini fark ettirir. Ley hattı burada “yükselme” değil, orantı üretir. İkinci hat Vaftizhane (Battistero) üzerinden çalışır. Sekizgen form, ne tamamen dünyevi ne tamamen göksel bir simgedir; geçişi temsil eder. Floransa’da insan merkeze konur ama doğrudan yüceltilmez; önce arındırılır, sonra yetkilendirilir. Bu, Roma’daki itaatten ve Vatikan’daki mutlaklıktan çok daha incelikli bir kontrol biçimidir. İnsan merkez olur ama sınırlarını bilerek.
Duomo’dan batıya doğru açılan hat, Palazzo Vecchio ile dünyevi güce bağlanır. Burada iktidar Tanrı adına değil, insan adına konuşur. Meydan, tapınak gibi değil, karar alanı gibi çalışır. Floransa’da ley hattı ilk kez açıkça şunu söyler: “Merkez kutsal olmak zorunda değil; yeter ki insan tarafından kabul edilsin.” Bu hattın son büyük düğümü Uffizi Galerisi ve Arno’ya açılan perspektiftir. Sanat burada süsleme değildir; bilinç eğitimidir. İnsan, bakmayı öğrenir. Perspektif çizgileriyle dünya ilk kez insan gözünün matematiğine göre yeniden kurulur. Ley hattı artık görünmez bir enerji değil, bakışın yönüdür. Floransa’da kim nereye baktığını kontrol ederse, merkezi de o belirler.
Gölge Şehirler anlatısında Duomo merkezli Floransa hattı, insanlığın en sessiz devrimini temsil eder; çünkü burada kimse “merkez sensin” diye bağırmaz. Şehir bunu hissettirir. İnsan Floransa’da yürürken kutsal bir plana dahil olduğunu değil, kendi bilincinin sahnede olduğunu fark eder. Bu farkındalık özgürlük gibi görünür; ama aynı zamanda ağır bir yüktür.

Yorumlar
Yorum Gönder