Berlin
Berlin bir şehir gibi başlamaz; Berlin, kopmuş bir zamanın üstüne atılmış düğüm gibi durur ve insan bu şehirde yürürken mekan değiştirdiğini değil, farklı dönemlerin arasından geçip birbirine çarptığını hisseder, çünkü burada geçmiş geride kalmaz, gelecek öne geçmez, her şey aynı anda nefes alır ve bu yüzden Berlin, Gölge Şehirler zincirinde Venedik’ten sonra gelen en sert eşiktir. Venedik yansımanın fazlasından çökerken, Berlin bölünmenin fazlasından şekillenmiştir; biri suyun üstünde ikiye bölünür, diğeri toprağın içinde çatlar. Berlin’in kırık zamanı bir metafor değil, yapısal bir gerçekliktir; Duvar yıkılmış olsa bile, ley hatları hala iki farklı titreşim taşır ve bu titreşim, şehrin doğu ve batı akslarında ayrı ayrı dolaşır. Brandenburg Kapısı, yalnızca bir geçiş anıtı değil, Paris’teki zafer taklarıyla ve Roma’daki triumphal akslarla aynı bilinç hattına bağlanan bir eşik kapısıdır; burada amaç geçmek değil, ayrımı kutsallaştırmaktır. Kapının iki yüzü vardır ve her yüz, farklı bir zamanı görür.
Berlin’in yeraltı yapıları, bu kırılmayı daha da derinleştirir; sığınaklar, tüneller ve kapalı ağlar yalnızca savaş için inşa edilmemiştir, bunlar aynı zamanda bilginin saklandığı ve zamanın askıya alındığı boşluklardır. Roma’daki katmanlı temeller, Floransa’daki merkez fikri ve Venedik’teki geçit bilinci, Berlin’de yeraltına çekilmiş, görünmez hale getirilmiştir. Bu yüzden Berlin’de güç gökyüzüne değil, toprağın altına bakar. Şehrin ley hatları yalnızca anıtlar arasında değil, travmalar arasında da uzanır; eski Prusya kalelerinin hizaları, Nazi döneminde inşa edilen devasa akslar ve Soğuk Savaş yapıları, aynı çizgi üzerinde üst üste bindirilmiştir. Amaç süreklilik değil, üst yazımdır; her iktidar, öncekini silmez, üstüne yazar ve bu yüzden Berlin, katmanlı bir hafıza haritası gibidir. Venedik aynayı kullanarak yönlendirirken, Berlin kesintiyle kontrol eder.
Tiergarten’dan Reichstag’a uzanan eksen, Londra’daki kraliyet parkları ve Paris’teki Champs-Elysees hattıyla aynı düzlemsel bilinç mimarisine bağlanır; burada doğa, iktidarın yumuşak ara yüzü olarak kullanılır. Reichstag’ın cam kubbesi ise Pantheon’un göğe açılan merkezinin modern bir yankısıdır, ama bu kez Tanrı için değil, izlenebilirlik için yapılmıştır. Şeffaflık burada bir erdem değil, denetim biçimidir. Berlin, kaleleriyle de konuşur; Spandau ve çevresindeki askeri yapılar, savunma için olduğu kadar zihinsel çevreleme amacı taşır. Şehir korunmaz, sınırlandırılır. Ley hatları bu kaleleri, Viyana üzerinden Roma’ya, kuzeyde ise Baltık kıyılarına bağlar; böylece Berlin, kuzey-güney bilinç aksında bir kırılma düğümü haline gelir.
Gölge Şehirler bütününde Berlin, şunu temsil eder: zaman her zaman akmaz, bazen parçalanır ve parçalanan zaman, mekanı da yaralar. Bu şehir, geçmişini onarmaya çalışmaz; onu açıkta bırakır, çünkü Berlin’de yaralar saklanmaz, harita haline getirilir. Venedik’te aynaya bakarsın, Berlin’de çatlağa; biri seni kendine hayran bırakır, diğeri seni uyanık tutar.

Yorumlar
Yorum Gönder